

|
|
|
|
Taoculuğun yaşayan felsefesinin bir parçasıdır. Üreme sürecini
incelemelerinin sonucunda Taocular, cinsel salgı bezlerimizin Tanrı'nın yaratma
gücü ve yaşamı düzenleme bilgeliği ile donatıldığını
keşfetmişlerdir.
Onlar Tanrı'nın yaşam, tüm canlı varlıklarda
yayılan yaşama gücü, yaratıcı sürecin üreticisi,
yaşamın yeniden
düzenlenmesi ve hücrelerin kendilerini yenilemelerinin ardındaki zeka olduğunu
biliyorlardı. Aynı zamanda, cinsel salgı bezlerinin insan bedeni için bir tür
yaşamsal güç kaynağı olarak kullanılabileceğini de
biliyorlardı.
Bu keşifler, Taocuların Seks biliminin Taosu olarak
adlandırılan eksiksiz yöntemlerden ve tekniklerden oluşan bir sistem
geliştirmelerini sağladı. Taocular bu bilim aracılığıyla kişinin kendini
iyileştirme yeteneğini en üst düzeye çıkarmayı, tüm bedeni enerji ile doldurmayı
ve zamanı yenmeyi umdular. Seks Biliminin Taosunu izleyen insanlar, sonunda
Tanrı'nın
doğasını kendi bedenlerinde tüm gücüyle birlikte doğurmayı
başardılar.
Buraya kadar gayet güzel değil mi,
anlatılanlar?
Ama bu cümle insanın beyninde düşünceleri şimşeklere
dönüştürüyor!
Spermler büyük miktarda yaşamsal enerji
içerdiğinden, boşalma erkek için büyük miktarda yaşamsal enerji kaybı anlamına
gelmektedir.
Okuduğum anda aklımda hemen dini öğretiler geldi.
Her ne kadar sevgili arkadaşım Gökçer her konuya din açısından bakılmasından
rahatsızlık duysa da Ben şöyle düşünüyorum; doğru bir tane değildir. İzafiyet
sadece fizik teorisi değildir, hayatın her alanında görelilik söz konusudur,
dolayısıyla bütün doğruları bir araya getirmek insanın kişisel repertuarını ve
ufkunu genişletir.
Cümlenin açılımını aşağıda paylaşacağım ve
eminim size de mantıklı gelecek. Asıl, beni şaşırtansa, dini metinlerin
insanlara cinselliği sadece üreme amaçlı kullanmalarını söylemesi. Acaba sebebi
bu muydu?
Spermler büyük miktarda yaşamsal enerji içerdiğinden,
boşalma erkek için büyük miktarda yaşamsal enerji kaybı anlamına gelmektedir.
Bunun kanıtı da erkeğin boşalmanın ardından kendisini son derece bitkin
hissetmesidir. Boşalma, genellikle gelmek olarak adlandırılır. Aslında doğru
kelime gitmek olmalıydı çünkü boşalmayla birlikte herşey (sertleşme, yaşamsal
enerji, milyonlarca sperm, hormonlar, besinler, hatta erkeğin kişiliğinin küçük
bir bölümü) gitmektedir. Bu, bir erkek için ruhsal, zihinsel ve fiziksel açıdan,
farkında olmadan yaptığı büyük bir fedakarlıktır.
Hayat sigortası
istatistiklerine göre, yaşamın ilk kırk yılında kadın ve erkeğin ölüm oranları
yaklaşık olarak aynıdır. Bunun nedeni kadın ve erkeğin kendilerini eşit ölçüde
tüketmeleri olabilir yani, kadınlar menstrüasyon (regl) yoluyla, erkeklerse
boşalma yoluyla enerji yitirirler. Ellili yaşlarda olanlar içinse istatistikler
farklıdır; kadınların ölüm oranı erkeklerinkinden %25 daha
azdır.
Bir çok kadının kanamasının menopoz geçirdikten sonra sona
erdiği de; Erkeklerin ellili yaşlarda boşalmaya devam ettikleri de birer
gerçektir. Bu oran altmışlı yaşlara gelindiğinde iki katına çıkar, yetmişli
yaşlardaysa daha da dramatik bir hal alır; erkeklerin ölüm oranı
kadınlarınkinden %75 daha fazladır. Erkeklerin yaşam boyunca boşalmaya devam
ettikleri gerçeği, bir çok dul kadın olmasına karşın dul erkek sayısının çok az
olmasını açıklar ama bu neden çoğunlukla göz ardı edilir.
Bu nedenledir ki
Taocular erkeklerin boşalmadan, canlılıklarını ve enerjilerini koruyarak daha
yoğun ve zevkli bir orgazmın tadını çıkarmalarının yollarını
keşfetmişlerdir.
Konu üzerine epeyce kafa patlatıldığı, deneyler
yapıldığı gün gibi aşikar! Ve ilginç sonuçlara ulaşıldığı. Peki uygulamalar
nerelere varıyor dersiniz?
İşte şimdi Taoya ara verip araştırmacı dahi yazar Trevanianın muhteşem eseri Şibuminin küçük bir bölümüne göz atma
zamanı.
Okuyanlar bilir, kitabın esas oğlanı Nicholai Hel; yarı
Rus yarı Alman, Japonyada yetişmiş, Bask dili dahil yedi dili ana dili gibi
konuşan, Go oyununda ustalaşmış ve daha bir çok olağanüstü yetenekleri olan bir
zat-ı muhterem. Bir göz atalım Helin tensel hayatına..
Helin
cinsel hayatı Sugamo Cezaevinden çıkıp batıda yaşamaya başladıktan sonra
şekillenmiş ve hareketlenmişti. Ondan önce ortada yalnızca amatör oyunlar vardı.
Mariko ile ilişkisi aslında fiziksel sayılamazdı bile. Gençlik aşkıydı o.
Beceriksiz cinsel tecrübeleri, duygulu ve kararsız sevgilerinin fiziksel bir
dipnotundan başka bir şey değildi.
Tanaka kardeşler ortaya
çıkınca Hel birinci derece aşka adımını atmış oldu. Sağlıklı ve basit bir
dereceydi bu. Cinsel bir merakı içeriyordu. Genç ve güçlü hayvanların, soylarını
sürdürme güdüsünün itmesiyle birbirilerinin vücudu üzerinde girdikleri
deneyimlerdi. Birinci derece sevişmeler gerçi sıradan ve tek düzedir ama, bir
dürüstlüğü bir bütünlüğü vardı. Hel o dönemdeki günlerinin tadını çıkarmayı
bildi. Bir tek şeyden yakınıyordu yalnızca. O da çoğu insanın edindikleri kültür
yüzünden tepkilerinin çarpılmış olmasıydı.
Bu kişiler birinci
derece sevişmenin kuvvet ve ter dolu varlığını ancak aşk gibi, sevgi gibi, ya da
kendini ifade gibi bir takım perdelerin arkasında kabul edebiliyor, tek başına
bir türlü kabul edemiyorlardı. Duygularını birbirine karıştırdıkları için
ihtiras kumu üstüne ilişki şatoları kurma çabasına düşüyorlardı. Hel
insanoğlunun romantik edebiyattan etkilenmiş olmasına acıyordu. Bu yüzden olup
bitenlere olmayacak umutlar karıştırılıyor, iş sonunda batılı cinsel yeni
yetmelerin evlilikleri kadar yozlaşıyordu.
İkinci derece aşk
dönemini yaşarken bu dönemin bir tür psikolojik aspirin, bir sosyal uyuşturucu,
baskılardan kurtulmak, deşarj aracı olduğunu gören Hel yavaş yavaş dördüncü
derecenin varlığını da hissetmeye başladı. Cinsel yaşamın kendi hayatının önemli
bir bölümünü oluşturacağını anladığı için ve amatörlükten de her konuda nefret
ettiği için, kendini hazırlamaya girişti. Seylanda profesyonel taktik dersleri
aldı. Madagaskarın seçkin genelevlerinde aylarca yaşayıp her ırk ve kültürden
gelen kadınlardan bazı şeyler öğrendi.
Üçüncü derece, cinsel
oburluğun düzeyiydi. Bir batılının erişebildiği en üst düzey de buydu. Hatta
doğuluların da çoğunun. Hel bu dönemden de rahatça ve büyük bir iştahla geçti.
Çünkü gençti, güçlüydü. Hayal gücü de zengindi. Jet sosyetenin, film ve edebiyat
dünyasının sinir uçlarını ve muhayyileleri tahrik yerine kullandıkları yapay
tahriklere saplanma tehlikesi yoktu.
Üçüncü derece günlerini
yaşarken bile Hel artık doruğu geciktirme ve zihinsel seks gibi üstün
taktiklerin deneylerine girişmişti. Cinsel teknikleri Go düzeniyle
karşılaştırmak hoşuna giderdi.
Otuz yaşına geldiğinde Helin sekse
ilgisi ve bu konudaki yeteneği onu doğal olarak dördüncü düzeye sürükledi. Bu en
son düzeydi. Burada heyecan ve doruk önemini kaybediyor, büyük bir oyunun
içindeki ayrıntılar olarak kalıyordu. Bu oyun hem Gonun zihinsel enerjisini ve
kontrolünü, hem Seylanlı hayat kadınının öğrettiklerini, hem dağcının gücünü,
hareketliliğini ve dayanıklılığını gerektirmekteydi. Helin en sevdiği oyun,
kendi icat ettiği ve Kikaşi sevişmesi adını verdiği oyundu. Bu ancak dördüncü
dereceden bir kadınla oynanabilirdi. O da her zaman değil. Her iki taraf da
kendini çok güçlü hissettiği zamanlarda.
Altı tatami kadar küçük
bir odada oynanıyordu. Her iki taraf da kimono giyiyor, karşılıklı duvarların
dibinde, yüzleri birbirine doğru, diz çökerek oturuyorlardı. Her biri, yalnızca
konsantrasyon yoluyla, doruğun eşiğine gelip orda beklemek zorundaydı. Birbirine
dokunmak yasaktı.Yalnızca konsantrasyona ve tek elle yapılan hareketlere izin
vardı. Oyunun amacı, kendi doruğa varmadan karşındakini doruğa ulaştırmaktı. En
iyi de yağışlı havalarda oynanabiliyordu. Zamanla Hel kikaşi sevişmesini bir
yana bıraktı. Çok fazla efor gerektiriyordu. Hem de yalnız ve bencil bir deney
olduğundan, en iyi sevişmelerin bitiminden sonraki okşamalar ve sevgi
ifadelerini ortadan siliyordu.
Hananın gözleri gösterdiği
çabadan sımsıkı yumulu, dudakları dişlerinin üzerinde gerili durumdaydı. Helin
kendisini sımsıkı tuttuğu pozisyondan kurtulmaya çabalıyor ama Hel onu
bırakmıyordu. Hana Bunu yapamazsın diye konuşmuştuk diye yalvardı. Ben
kabul etmemiştim.
Ah , Nico.. ben Dayanamayacağım! Allah
kahretsin!
Sırtını kavislendirdi, doruğuna engel olmak için son
bir çabayla ağzından bir çığlık kurtuldu. Onu saran duygu hemen Hele de
bulaştı. Derhal pozisyonu değiştirip Hananın peşi sıra o da doruğa ulaştı. Ve
tam o anda yakınlık sezgisi alarm çanlarını çalmaya başladı. Hana numara
yapmıştı! Yaydığı titreşimle gerçek dorukta olduğu gibi dans etmiyordu şuanda.
Hel hemen kontrolünü toparlayıp kendini doruğunu geciktirmeye çalıştı ama geç
kalmıştı. Kontrol düzeyini aşmıştı artık. Seni şeytan diye bağırdı. Hana
birkaç saniye sonra ona yetişirken bir yandan da gülüyordu.
Bakalım Hananın yaşadıkları hakkında neler söylüyor kadim
Taocular.
Bu içerik
24 Mart 2009 tarihinde eklenmiştir. |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|


|